CHP Mersin milletvekili İsa Gök, Kalkınma Ajanslarının hiçbir şekilde Türkiye'deki bölgeler arasındaki dengesizliği ortadan kaldırmayacağını, tam tersine bölgeleri kendi içerisine hapsederek, dengesizliği daha da derinleştireceğini söyledi. Kalkınmanın merkezi bir kavram olduğunu ve bölgelere arasındaki dengesizliğin merkezi planlamayla aşılabileceğini belirten Gök, "Başından beri karşı çıkmamıza rağmen bu konuda geri adım atılmıyor. Bölgeler arasında ki dengesizliği bölgeler rekabeti ile ortadan kaldırmayı düşünüyorlar. Bu asla Türkiye'ye hizmet edecek bir anlayış değildir. Tam tersine Türkiye Cumhuriyeti devletinin tasfiye edilmesi anlamına gelir. Kalkınma Ajansları devletin kaynaklarının özel kişi ve kuruluşlara peşkeş çekilmesi anlamına gelmektedir. Bu ajanslar aracılığıyla devlet özelleşiyor ve özelleştiriliyor" diye konuştu.
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Denizli Şube Başkanı İbrahim GÜR, "1990'lı yıllarda başlamış olan AB destekli bölge projeleri bunlara devredildi. Ajanslar projeler topluyor; AB parasıyla projelere destek veriliyor; inanılmaz ama siyasal iktidar ve ajansçılar Türkiye'nin bu yolla kalkınabileceğini savunabiliyorlar. Şimdi sayıları 26 olan bölge kalkınma ajanslarının kuruluşunu adım adım izledik; hala izliyoruz. Bu yapının Türkiye'nin yönetimini 26 parça halinde AB izleme ve denetimine sokma; tüm ülke topraklarını istihdam, teknoloji, üretim özürlüsü küresel sermayeye hesapsızca pazarlama; Türkiye'nin çıkarlarına dönük merkezi sosyo-ekonomik planlamayı tümüyle ortadan kaldırma; Türkiye'nin kalkınma davasını"ev sanaatkarlığı"ölçeğine sıkıştırarak bitirme sonuçlarından başka sonuç doğurmayacaktır" dedi.
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Denizli Şube Başkanı İbrahim GÜR, "AB'nin hangi projelere yardım verileceği Brüksel'de belirlenmektedir. Siz istediğiniz proje ile yardım alacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bu çok tehlikeli bir durum. Bu ajanslarla birlikte bizim kobilerimiz AB ve ABD'nin büyük işletmelerinin taşeronu olacaktır. Bu proje ABD ve AB'yi kalkındırır. Bu model bölgeyi küresel olana bağlanmak modelidir. Bölgesel rekabet diye bize anlatılan masal ise aslında büyük şirketlerin rekabeti. Çünkü büyük şirketlerin taşeronu olarak, ihtiyaçlarını istedikleri fiyata ve istedikleri kadar üretmemizi isteyecekler. Bu ajanslar sayesinde bölgesel farklar azalmayacak artacaktır. Bölgesel gelişmişlik farklarını artması durumunda; bugün yaşadıklarımızı da göz önünde tuttuğumuzda, Türkiye'de ne olacağını hiç düşündünüz mü? Toplumsal dayanılmamızı ve ulusal birliğimizi kaybedeceğiz. Bölge kalkınma ajansları Avrupa'da etnik milliyetçiliği azdırıyor. Bu sistemde halk yok, yüzde 30 kamu yüzde 70 sermaye var. Bu bölgesel işadamlarının aklını küresel sermayeye bağlayan bir modeldir. Küresel bir planlamanın parçası olarak kalkınmamız asla mümkün değildir. Bu ajansların kurulmasının temelinde uluslar arası sermayenin krizini aşma beklentisi yatmaktadır. Kobilere dayalı bu sistem, fason üretimin süslü ve albenili bir şekilde sunulmasından başka bir şey değildir. Küresel kriz karşısında merkezi müdahalelere yönelmiş bir Avrupa varken, iflas etmiş modele dayalı bir bölgesel kalkınmanın ülkemize ayarlanmasından olumlu sonuç alınmayacağı açıktır" dedi.
Yrd. Doç. Dr. Faruk Atay kalkınma ajanslarının kuruluş süreci ile ilgili bilgi vererek; "Türkiye'de işsizlik oranı çok yüksek ve ülkemiz kurulduğundan günümüze kadar bir kalkınma özlemimiz var. Bu ajanslar AB'den para alacağız diye meşrulaştırılıyor. Bu ajansların kurulmasını temelinde küreselleşme ideolojisi var. Kobilere dayalı bu sistem, fason üretimin süslü ve albenili bir şekilde sunulmasından başka bir şey değildir."dedi.
Doç. Dr. Menaf Turan " Anayasa mahkemesi ajansları kamu kurumu olarak nitelendirdi. Ancak bu karar Anayasa mahkemesi'nde 6'ya 5 oyla alındı. Bu tartışmaların oralarda da yaşandığını gösteriyor bu durum. Yani bu ajansların hukuksal yapısı kuş mu deve mi tartışmalarına benziyor" dedi.
ÖNCE YEREL YÖNETİMLER KARŞI ÇIKTI
Yrd. Doç. Dr. Koray Karasu'da bölge kalkınma ajanslarının Avrupa Birliği tarafından dayatıldığına dikkat çekerek İngiltere'de yaşananları anlattı.İngiltere ve Türkiye'de bölge kalkınma ajanslarının yapılarının aynı olduğunu ifade eden Karasu; " Tüm AB ülkelerinde bölge kalkın ajansları aynı anda kuruldu. Bu durum nasıl bir toplumsal gereklilik sorusunu sormamıza neden oluyor. İngiltere'de bu ajanslar kurulurken özellikle belediyeler birçok yetkilerinin ellerinden alındığı gerekçesi ile karşı çıktı. Bu ajanslar İngiltere'de bölgesel farklılıkları ortadan kaldırmadığı gibi aksine derinleştirdi. Bugün İngiltere kalkınma ajanslarının yerine kent kalkınma şirketi ve kent kalkınma ajanslarının kurulmasını tartışıyor" şeklinde konuştu.
AYRILIKÇI TALEPLER ARTIYOR
Ajansların AB ülkelerinde ki etkilerini anlatan Dr. Argun Akdoğan ise birlik ülkeleri arasında gelir dağılımı eşitsizliklerine çarpıcı örnekler verdi. Lüksemburg ile Bulgaristan arasında gelir farkının 110 kat olduğunu ifade eden Akdoğan; "AB'de 254 bölge var. Ama görünene o ki bu bölgeler asla birbiri ile yakınlaşmıyor. Bunun nedeni de AB'de sermaye yoksul bölgeler gitmiyor ve gelişmiş olan yerlerde yoğunlaşıyor. Bu ülkeler kalkınmıyor değil, ama aktarılan bunca paraya rağmen eşitsizlikler azalmadığı için İtalya'da, İspanya'da olduğu gibi ayrılıkçı talepler artıyor" dedi.
AB'DE ETNİK MİLLİYETÇİLİĞİ AZDIRDI
Prof. Dr. Birgül Ayman Güler'de bölge kalkınma ajanslarını AB'nin 2002 yılında Türkiye'ye şart koştuğunu belirterek; " 2006 yılında yasası çıktı, 2009 yılında uygulamaya geçildi. Bu süreçte AKP iktidarının baskı ve susturmasının yanı sıra bu ajanslara karşı çıkması gereken kimi çevrelerde acaba bizlerde bir şey elde edebilir miyiz diye sustu. AB bu iş için bize 2008 yılında Milli Eğitim Bakanlığı harcamalarının yüzde 2.5, Bütçemizin binde 8'i kadar para veriyor.
Bu yardımların hangi projelere verileceği ise Brüksel'de belirlenmiş. Siz isteğiniz proje ile yardım alacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. 5 proje dalında veriyorlar, istedikleri projelere veriyorlar. Bu çok tehlikeli bir durum. Bu ajans bizi kalkındırmaz. Bu ajanslarla birlikte bizim kobilerimiz AB ve ABD'nin büyük işletmelerinin taşeronu olacaktır. Bu proje ABD ve AB'yi kalkındırır. Bu model bölgeyi küresel olana bağlamak modelidir. Bölgesel rekabet diye bize anlatılan masal ise aslında büyük şirketlerin rekabeti.
Çünkü büyük şirketlerin taşeronu olarak, ihtiyaçlarını istedikleri fiyata ve istedikleri kadar üretmemizi isteyecekler. Bu ajanslar sayesinde bölgesel farklar azalmayacak artacaktır. Bölgesel gelişmişlik farklarını artması durumunda; bugün yaşadıklarımızı da göz önünde tuttuğumuzda, Türkiye'de ne olacağını hiç düşündünüz mü? Toplumsal dayanışmamızı ve ulusal birliğimizi kaybedeceğiz. Bölge kalkınma ajansları Avrupa'da etnik milliyetçiliği azdırıyor. Bu sistemde halk yok, yüzde 30 kamu yüzde 70 sermaye var. Bu bölgesel işadamlarının aklını küresel sermayeye bağlayan bir modeldir. Küresel bir planlamanın parçası olarak kalkınmamız asla mümkün değildir" dedi.