|
|
|
Tarih : 29.07.2010 - 10:05:36 |
|
| Açılım paketi kapsamında, Mahmur ve Kandilden PKKnın askeri kıyafetleri ile törenlerle ülkeye giren gruptan 14 kişisi, önceki gün Kuzey Iraka geri dönmüş. |
|
| |
Açılım paketi kapsamında, Mahmur ve Kandil'den PKK'nın askeri kıyafetleri ile törenlerle ülkeye giren gruptan 14 kişisi, önceki gün Kuzey Irak'a geri dönmüş.Haberi veren, Fırat Haber Ajansı; grubun Mahmur Kampında törenle karşılanacağını ve bir basın toplantısı yaparak, geri dönüşleri konusunda açıklamada bulunacaklarını duyurdu. Yaygın basının büyük kısmı bu haberi görmezlikten geldi. Yalnızca birisi ilk sayfadan yayınladı. Adalet Bakanımız Sadullah Ergin'in yaptığı açıklama ise, basınımızın konuya yaklaşımı kadar ilginç. "Geri dönüşler konusunda somut bilgimiz yok. Ajanslardan takip ediyoruz. Keşke kalsalardı" diye buyurmuşlar. Birçoğunun hakkında gıyabi tutuklama kararı varken; "Adalet"ten sorumlu bakanın, Habur gümrüğü bu ülkenin sınırları içinde değilmiş, Bakanlık giren çıkanı bilmiyormuş gibi beyanatta bulunması, Ankara'nın her açıdan Habur'dan ne kadar uzakta bulunduğunun resmidir.
"Açılım, reform, atılım" gibi tumturaklı sözcüklerle süslenen, iç sorunlarımıza çözüm arayışlarının, Ankara'daki masa başı bürokratlarınca hazırlanması, başımıza daha çoook çuvallar geçirilmesine neden olacağa benziyor. Geçen Nisan ayında, Milli Eğitim Bakanımız bölgede bir çok Yatılı İlköğretim Bölge Okulu (YİBO)'nun kapatılmasına neden olacak bir genelge yayınlamadı mı? Yatılılık dışında okuma olanağı olmayan yöre çocuklarını, cehaletin kucağına iteceksin… Bölgedeki şeker fabrikalarını, çimento fabrikalarını, tütün ve Et balık Kurumu işleme tesislerini kapatacaksın…İşsiz gençleri bir kuru ekmeğe muhtaç eden politikalar izleyeceksin… Bölgeyi sürgün yeri olarak değerlendirip, cezalı bürokratlarını buraya göndereceksin…Sonra da "açılım"dan bahsedeceksin…. Pek inandırıcı olmuyor.
"Dağdan inip, düz ovada siyaset yapabilmek" eğitim ister, ekonomik özgürlük ve birikim ister. Göz göre göre bu gençlerimizi terörün kucağına iten politikalarımız, dış dünyanın da desteği ile "teröre" dönüşüyorsa; PKK, terör örgütü olmakta ısrarlıysa; herkesin artık kendisini sorgulaması gerekiyor. Kendilerine "Barış Elçileri" adını takan grup; keşke, bölgedeki sivil toplum örgütleri gibi PKK'ya da "silahları bırak" çağrısında bulunabilseydi. On binlerin kendilerini alkışlamasının sarhoşluğundan ayılıp, ayrılıkçı söylemlerinden vazgeçebilselerdi. Türk ve Kürt kökenli vatandaşlarımızı kaynaştırıp, barış için çalışabilselerdi.
Keşke BDP, Ufuk Uras'ın açıklamalarını sahiplenerek, İmralı'nın partisi değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin partisi olduğunu kamuoyuna gösterebilseydi. Hakkari'de oğullarını teröre kurban vermiş Kürt annenin feryadı ile, Eskişehir'deki asker annenin acısının birbirinden farklı olmadığını, keşke tüm vatandaşlarımız anlayabilseydi…
Bu iş böyle gitmez. Batı'nın "Kontrol edilebilir istikrarsızlık" adını verdiği, süründürme politikalarını özellikle Kürt aydınlarımızın ve aklı başındaki tüm yazar-çizerlerimizin iyi okuması gerekiyor. Et tırnaktan ayrılırken duyulan şiddetli acıyı bilen bir millet olarak, hep birlikte ellerimizi taşın altına koyma zamanı geldi, geçiyor.